18 Kasım 2011 Cuma
14 Kasım 2011 Pazartesi
25 Ekim 2011 Salı
21 Ekim 2011 Cuma
SUSARAK- AZİZ NESİN
Güneş altında söylenmedik söz yokmuş…
Bu yüzden geceleri söylüyorum sevdiğimi…
Ne gece ne gündüz yokmuş söylenmemiş söz…
Ben de söylenmişleri söylüyorum yeni biçimde…
Hiç bir biçim kalmamış dünyada denenmedik…
Ben de susuyorum sevgimi saklayıp içimde…
Duyuyorsun değil mi suskunluğumu nasıl haykırıyor…
Susarak sevgisini ilan eden çok var sevgilim …
Ama bir başka seven yok benim sustuğum biçimde …
Bu yüzden geceleri söylüyorum sevdiğimi…
Ne gece ne gündüz yokmuş söylenmemiş söz…
Ben de söylenmişleri söylüyorum yeni biçimde…
Hiç bir biçim kalmamış dünyada denenmedik…
Ben de susuyorum sevgimi saklayıp içimde…
Duyuyorsun değil mi suskunluğumu nasıl haykırıyor…
Susarak sevgisini ilan eden çok var sevgilim …
Ama bir başka seven yok benim sustuğum biçimde …
9 Ekim 2011 Pazar
Hepimiz Anormaliz Millet
Şikayetçiymiş gibi göründükleri durumu yaşamaktan zevk alan o kadar çok insan var ki... Cidden insanların ruh sağlıklarının bozukluğunun hiç de küçümsenmeyecek boyutlarda olduğunu düşünmeye başladım. İşin garip tarafı en normal olarak nitelendiren insanda bile var bu durum.
İçinde bulunduğumuz şu yılların teknolojinin gelişmesi hede hüdüsünden dolayı biz insanların yükünü hiç de küçümsenmeyecek boyutlarda azalttığı aşikar. Ancak ben şu kanaatteyim ki fiziksel açıdan üzerimizden kalkan yükümlülükler ruhsal bağlamda bizlere çok büyük bir yük olarak dönüyor. Yalnızca düşüncenin önem kazandığı çok uzun mesafelerin saniyelere indirgendiği bu zamanlar biz insancıklara fazla geldi bence. Bunun farkında değiliz belki ama ciddi anlamda bir kaos ortamına doğru emin adımlarla ilerliyoruz. Karşılıklı ilişkilerin tamamen yok olmaya yüz tuttuğu bir genç nesil, diyalogların ana metasını sözcüler yerine tuş tıkırtılarına bıraktığı gerçeği gerçekten hiç de iç açıcı bir durum değil.
Gel gelelim ben bu durumdan neden şikayetçiyim? Geriye kalan herkes memnun mu gerçi o da tartışılır ama ben şimdilik kendi penceremden kafamı uzattığımda gördüğüm kadarını aktarmak istiyorum. KONUŞMAK İSTEDİĞİM İNSANLAR KAFASINI BİLGİSAYAR EKRANINDAN KALDIRACAK KADAR VAKİT BULAMADIKLARINDAN, BEN ONLARLA KONUŞAMIYORUM VE ONLARA SÖYLEMEK İSTEDİĞİM ŞEYLERİ DİLE GETİRME FIRSATI BULAMIYORUM. Evet bunları bağırarak söyledim çünkü artık yeter. Ölmeden büründüğümüz bu sessizlik hiç de hayra alamet değil. Klavyeden çıkan sesler siz öldükten sonra kefeninizi tırtıklayacak böcekler tarafından da çıkarılır, insan sesinin önemini kavramak gerek diye düşünüyorum. Velhasıl kelam isyanlardayım :)
Bir diğer konuya gelecek olursak; insanların ruh sağlığı falan fıstık demiştim ya, şöyle bir gözlemde bulundum sayın okurum hemen seninle de paylaşayım: Yalnızlıktan şikayet eden o kadar çok insan var ki (tabii bu yalızlık duygusal anlamda sevgiye, aşka, sevilmeye olan açlıktan kaynaklı hissedilen yalnızlık oluyor) ve bunu şikayetleri ölçüsünde dile getiriyorlar ama sen çıkıp karşılarına bak ben varım yalnız değilsin deyince yalnızlıklarına ihanet etmekten korkarmışcasına gerisin geriye uzaklaşıp gidiyorlar. E hadi bakalım yorumu sana bırakıyorum şimdi bu ne perhiz bu ne lahana turşusu demez mi insan? Şikayet ediyorsan önüne gelen fırsatı neden tepersin ey insan oğlu ? Gerçekten bizi anlamak zor ne istediğimizi biliyoruz hatta ne istemediğimizi de... Velhasıl hepimiz cidden anormaliz millet !
İçinde bulunduğumuz şu yılların teknolojinin gelişmesi hede hüdüsünden dolayı biz insanların yükünü hiç de küçümsenmeyecek boyutlarda azalttığı aşikar. Ancak ben şu kanaatteyim ki fiziksel açıdan üzerimizden kalkan yükümlülükler ruhsal bağlamda bizlere çok büyük bir yük olarak dönüyor. Yalnızca düşüncenin önem kazandığı çok uzun mesafelerin saniyelere indirgendiği bu zamanlar biz insancıklara fazla geldi bence. Bunun farkında değiliz belki ama ciddi anlamda bir kaos ortamına doğru emin adımlarla ilerliyoruz. Karşılıklı ilişkilerin tamamen yok olmaya yüz tuttuğu bir genç nesil, diyalogların ana metasını sözcüler yerine tuş tıkırtılarına bıraktığı gerçeği gerçekten hiç de iç açıcı bir durum değil.
Gel gelelim ben bu durumdan neden şikayetçiyim? Geriye kalan herkes memnun mu gerçi o da tartışılır ama ben şimdilik kendi penceremden kafamı uzattığımda gördüğüm kadarını aktarmak istiyorum. KONUŞMAK İSTEDİĞİM İNSANLAR KAFASINI BİLGİSAYAR EKRANINDAN KALDIRACAK KADAR VAKİT BULAMADIKLARINDAN, BEN ONLARLA KONUŞAMIYORUM VE ONLARA SÖYLEMEK İSTEDİĞİM ŞEYLERİ DİLE GETİRME FIRSATI BULAMIYORUM. Evet bunları bağırarak söyledim çünkü artık yeter. Ölmeden büründüğümüz bu sessizlik hiç de hayra alamet değil. Klavyeden çıkan sesler siz öldükten sonra kefeninizi tırtıklayacak böcekler tarafından da çıkarılır, insan sesinin önemini kavramak gerek diye düşünüyorum. Velhasıl kelam isyanlardayım :)
Bir diğer konuya gelecek olursak; insanların ruh sağlığı falan fıstık demiştim ya, şöyle bir gözlemde bulundum sayın okurum hemen seninle de paylaşayım: Yalnızlıktan şikayet eden o kadar çok insan var ki (tabii bu yalızlık duygusal anlamda sevgiye, aşka, sevilmeye olan açlıktan kaynaklı hissedilen yalnızlık oluyor) ve bunu şikayetleri ölçüsünde dile getiriyorlar ama sen çıkıp karşılarına bak ben varım yalnız değilsin deyince yalnızlıklarına ihanet etmekten korkarmışcasına gerisin geriye uzaklaşıp gidiyorlar. E hadi bakalım yorumu sana bırakıyorum şimdi bu ne perhiz bu ne lahana turşusu demez mi insan? Şikayet ediyorsan önüne gelen fırsatı neden tepersin ey insan oğlu ? Gerçekten bizi anlamak zor ne istediğimizi biliyoruz hatta ne istemediğimizi de... Velhasıl hepimiz cidden anormaliz millet !
8 Ekim 2011 Cumartesi
30 Eylül 2011 Cuma
22 Eylül 2011 Perşembe
yaptım oldu
Eveet :) ne olduğunu anlamadığım şeyler silsilesi -kendisi hayatım olur- o kadar çok merak ediyorum ki neler olacağını bakalım... Bir tek ne kadar çok korktuğmun farkındayım onun dışında olanlar tamamen benim kontrolum dışında. sanırım hayatımda açılacak olan yeni sayfa bir rüzgarla direniş içerisinde :) sevgili rüzgar sayfamı rahat bırak açılacaksa açılsın, açılmayacaksa da açılacak pozizisyonda durup beni umutlandırmasın! biliyosun ki ben -her ne kadar belli edemesem de - bu konularda çok hassas bir insanım üzülür kahrolurum sonra bak demedi deme.
Bi çok kez girişimlerim oldu şöyle uzunca bir yazım olsun sonra ben onu bir kitap haline getireyim falan ama nedense o kafamda bitmeyen cümlelerim, kelimelerim okuyacak olan kişilerden korkarcasına oldukları yerden çıkmayı reddediyorlar. Şimdi ben de isterim ki sizlere hikayemi anlayım; şu hani herkeslerin yazsa kitap olacak meşhur hayat hikayeleri vardır ya, belki de benim... sahiden benim... amann Allahım benim... benim bir hayat hikayem yok! Zamanında ben daha farkında değilken, yaşım küçükken yani birileri çalmış olabilir mi benim hayat hikayemi? Olabilir mi öyle bir şey bilmiyorum bir bilene sormak lazım...
Neyse ben nerede kalmıştım! Hmm hayat sayfama müdahale eden rüzgar diyordum, sen öyle sağdan soldan esedur ben kafayı yemem inşallah gerçi sayende bu belirsizlik içindeyken hayal alemimin kapılarını zorluyorum kırılacaklar yakında, ondan sonra bakarsın benim de anlatacak bir hikayem olur sayende. Şizofrenik bir hikaye olsa da bakarsın tutar olur yani gerçekleşir hayalim sonunda.
haha! şimdi az önce bir yazımı okudum çok eski bir yazı "şimdi merakla bekliyorum sıradaki fiyaskomu demişim" aman tanrım! istemem ben fiyasko miyasko :) Teşekkürler.
Bi çok kez girişimlerim oldu şöyle uzunca bir yazım olsun sonra ben onu bir kitap haline getireyim falan ama nedense o kafamda bitmeyen cümlelerim, kelimelerim okuyacak olan kişilerden korkarcasına oldukları yerden çıkmayı reddediyorlar. Şimdi ben de isterim ki sizlere hikayemi anlayım; şu hani herkeslerin yazsa kitap olacak meşhur hayat hikayeleri vardır ya, belki de benim... sahiden benim... amann Allahım benim... benim bir hayat hikayem yok! Zamanında ben daha farkında değilken, yaşım küçükken yani birileri çalmış olabilir mi benim hayat hikayemi? Olabilir mi öyle bir şey bilmiyorum bir bilene sormak lazım...
Neyse ben nerede kalmıştım! Hmm hayat sayfama müdahale eden rüzgar diyordum, sen öyle sağdan soldan esedur ben kafayı yemem inşallah gerçi sayende bu belirsizlik içindeyken hayal alemimin kapılarını zorluyorum kırılacaklar yakında, ondan sonra bakarsın benim de anlatacak bir hikayem olur sayende. Şizofrenik bir hikaye olsa da bakarsın tutar olur yani gerçekleşir hayalim sonunda.
haha! şimdi az önce bir yazımı okudum çok eski bir yazı "şimdi merakla bekliyorum sıradaki fiyaskomu demişim" aman tanrım! istemem ben fiyasko miyasko :) Teşekkürler.
17 Eylül 2011 Cumartesi
bi söz :)
Balık tutma sanatı: Hiçbir zaman balığa, ona tutkun olduğunu belli etmemektir. Lawrence Durrell
29 Ağustos 2011 Pazartesi
Karmançorman
Bugün her zamankinden daha karışık sanki zaman... Bir taraftan hızına yetişemediğim bir hayat diğer taraftan benim çok uyuşuk hayatım... Uzun zamandır düşünmeyi ertelediğim şeyler var, dedim ya uyuşukluk işte ! Beni esir alan bu durumdan kurtulmanın bir yolu olmalı diye düşünürken, bir taraftan da beni bekleyen aslında yoğunluktan bunalmış ve kurtarılmayı bekleyen benim gerçek hayatım var. Şimdi yalancı bir hayatı mı yaşıyorum; hayır, sadece kaçıyorum.
15 Temmuz 2011 Cuma
Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, develer tellal iken, pireler berber iken; Adamın biri sigara yasağından dolayı mis gibi gökyüzünün altında kendini zehirlerken, şey pardon sigarasını tüttürürken, içeriden gelen bir ses onu çağırır aceleyle sigarasını söndürmeyi unutarak balkondan aşağı atan çevre düşmanı, şeyy yani Adam, samanın içindeki kalburun tutuşmasına neden olur bir süre sonra samanlar da tutuşur. Alevler evi sardığında artık her şey için çok geçtir... Yukarı kata çıkan tahta merdiven tutuştuğundan dolayı evden çıkamayan Adam ve ailesi yanarak ölürler.
Tellallık yapan deve bu acı haberi çarşıda pazarda duyurmak üzere yola çıkar. Çarşı pazar o kadar kalabalıktır ki iğne atsan yere düşmez cinsten... Deve haberi duyurmak üzere pazara girer girmez bir çok kişiyi ezer savunmasız kadıncağızlar çocukcağızlar oracıkta ölürler.
Bir zaman sonra bütün bu acılar unutulur, tabii zaman her şeyin ilacıdır. İnsanlar günlük hayatlarının dertleriyle uğraşmaya devam ederler. Bu sırada berberlik yapan Mr.Pire'de işlerin kesatlığından şikayetçidir. İnsanların ayakları açılsın diye bir günlük ücretsiz hizmet vermeye karar verir. E tabi bu durumda müşteri sayısı bir anda inanılmaz seviyelere ulaşır. Bunlarla baş edemeyeceğini anlayan Mr.Pire, öteki pire arkadaşlarından yardım ister. Yardım için gelen pireler eğitimsiz olduklarından dayanamayarak gelen bütün müşterilerin kanlarını emerler ve bütün müşteriler oracıkta ölürler.(sanki bunu vampirler yapıyodu ama neyse...)
...ve hikayemiz bu büyük katliamlara tanıklık etmiş olmanın vermiş olduğu üzüntüye dayanamayarak ölür(biter).
(edit: sanki ben önceden daha iyi saçmalayabiliyodum bi şey olmuş bana.)
Tellallık yapan deve bu acı haberi çarşıda pazarda duyurmak üzere yola çıkar. Çarşı pazar o kadar kalabalıktır ki iğne atsan yere düşmez cinsten... Deve haberi duyurmak üzere pazara girer girmez bir çok kişiyi ezer savunmasız kadıncağızlar çocukcağızlar oracıkta ölürler.
Bir zaman sonra bütün bu acılar unutulur, tabii zaman her şeyin ilacıdır. İnsanlar günlük hayatlarının dertleriyle uğraşmaya devam ederler. Bu sırada berberlik yapan Mr.Pire'de işlerin kesatlığından şikayetçidir. İnsanların ayakları açılsın diye bir günlük ücretsiz hizmet vermeye karar verir. E tabi bu durumda müşteri sayısı bir anda inanılmaz seviyelere ulaşır. Bunlarla baş edemeyeceğini anlayan Mr.Pire, öteki pire arkadaşlarından yardım ister. Yardım için gelen pireler eğitimsiz olduklarından dayanamayarak gelen bütün müşterilerin kanlarını emerler ve bütün müşteriler oracıkta ölürler.(sanki bunu vampirler yapıyodu ama neyse...)
...ve hikayemiz bu büyük katliamlara tanıklık etmiş olmanın vermiş olduğu üzüntüye dayanamayarak ölür(biter).
(edit: sanki ben önceden daha iyi saçmalayabiliyodum bi şey olmuş bana.)
6 Haziran 2011 Pazartesi
23 Eylül 1945
O şimdi ne yapıyor
şu anda şimdi, şimdi?
Evde mi, sokakta mı,
çalışıyor mu, uzanmış mı, ayakta mı?
Kolunu kaldırmış olabilir,
— hey gülüm,
beyaz, kalın bileğini nasıl da çırçıplak eder bu hareketi!...—
O şimdi ne yapıyor,
şu anda, şimdi, şimdi?
Belki dizinde bir kedi yavrusu var,
okşuyor.
Belki de yürüyordur, adımını atmak üzredir,
— her kara günümde onu bana tıpış tıpış getiren
sevgili, canımın içi ayaklar!...—
Ve ne düşünüyor
beni mi?
Yoksa
ne bileyim
fasulyanın neden bir türlü pişmediğini mi?
Yahut, insanların çoğunun
neden böyle bedbaht olduğunu mu?
O şimdi ne düşünüyor,
şu anda, şimdi, şimdi?...
NAZIM HİKMET
7 Mayıs 2011 Cumartesi
30 Eylül 1945
Seni düşünmek güzel şey ümitli şey dünyanın en güzel sesinden en güzel şarkıyı dinlemek gibi bir şey. Fakat artık ümit yetmiyor bana, ben artık şarkı dinlemek değil şarkı söylemek istiyorum...
N. HİKMET
N. HİKMET
eşdeğeriyle yanyana yürürken
cehennem sokağında birey olmak,
ve en inceldikten sonra
ilkel sözcüklerle konuşmak seninle.
saat beş nalburları pencerelerden
madeni paralar gösteriyorlar,
yalnızlığı soruyorlar, yalnızlık,
bir ovanın düz oluşu gibi bir şey.
hiçbir şeyim yok akıp giden sokaktan başka
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
C. Süreya
cehennem sokağında birey olmak,
ve en inceldikten sonra
ilkel sözcüklerle konuşmak seninle.
saat beş nalburları pencerelerden
madeni paralar gösteriyorlar,
yalnızlığı soruyorlar, yalnızlık,
bir ovanın düz oluşu gibi bir şey.
hiçbir şeyim yok akıp giden sokaktan başka
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
C. Süreya
4 Mayıs 2011 Çarşamba
6 Şubat 2011 Pazar
ARAMIZDAKİ- T.UYAR
sevgilim sevgilim
kuzey sanrısı gibidir
geceyi beşe filan böler
sonra ayılar hüzünden ölmez
sevgilim sevgilim
açlıktan ölür onlar
işte bundan ötürü
hüznü artık bir ayıya bıraktım
sevgilim sevgilim
bir ayıya
ister ormanda kullnasın
ister buzdağında
hayatın kutlu olsun sevgilim
ki sana değişe değişe aktım
kimi zaman bir japon gibi uykusuz kaldım
-uykusuz kalır mı onlar bilmem aslında-
sevgilim sevgilim
bir orman gibi çoğal aramızda
şehirden bir çocuk olarak şurda burda
bir sabuntozu markasında köpürerek
çınarın tutsaklığını
ve menekşenin tutsaklığını
ve menekşenin sevincini yaşa
sevgilim sevgilim
hüzne yer var hayatımızda
kuzey sanrısı gibidir
geceyi beşe filan böler
sonra ayılar hüzünden ölmez
sevgilim sevgilim
açlıktan ölür onlar
işte bundan ötürü
hüznü artık bir ayıya bıraktım
sevgilim sevgilim
bir ayıya
ister ormanda kullnasın
ister buzdağında
hayatın kutlu olsun sevgilim
ki sana değişe değişe aktım
kimi zaman bir japon gibi uykusuz kaldım
-uykusuz kalır mı onlar bilmem aslında-
sevgilim sevgilim
bir orman gibi çoğal aramızda
şehirden bir çocuk olarak şurda burda
bir sabuntozu markasında köpürerek
çınarın tutsaklığını
ve menekşenin tutsaklığını
ve menekşenin sevincini yaşa
sevgilim sevgilim
hüzne yer var hayatımızda
15 Ocak 2011 Cumartesi
BEN GELDİİMM HOŞ GELDİİM...
Bir eleştiri dersi sınavı öncesi başladı her şey... Yine gelmeyen ilham sevk etti beni başka cephelere. Bu arada baktım da konular baya ilgi çekiciymiş okudum bir kaç satır şöyle diyor: "Münekkit bir eseri şu veye bu meziyetler için değil, sadece hoşlandığı için sever ve bunu anlatması için bir tek çare vardır ki o da << Bu eser güzeldir>> demekten ibarettir. Bundan başka söyleyecekleri zihin karıştırmaktan başka bir şeye yaramaz; belki ancak bir sanat eseri gibi okunmak için bir kıymetleri olur" Böyle demiş güzel demiş N.Ataç.
Eleştirmene yüklenen anlama değinmiş bir de şöyle diyor "Eleştirmen, yazarla okur arasında bir simsar, okuyacağı kitapları aramaya üşenen tembel için çalışır bir seçici, iyiyi kötüden ayıramayan zevksize yol gösterecek bir kılavuz değildir" bu konu üzerine düşünmem lazım Nurullah Ataç böyle demiş ama ben ne gözle bakıyorum acaba eleştirmenlere... Mmmm... En iyisi çalışmaya dönmek..
Eleştirmene yüklenen anlama değinmiş bir de şöyle diyor "Eleştirmen, yazarla okur arasında bir simsar, okuyacağı kitapları aramaya üşenen tembel için çalışır bir seçici, iyiyi kötüden ayıramayan zevksize yol gösterecek bir kılavuz değildir" bu konu üzerine düşünmem lazım Nurullah Ataç böyle demiş ama ben ne gözle bakıyorum acaba eleştirmenlere... Mmmm... En iyisi çalışmaya dönmek..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)