Bazen her şey için çok geç kalınmış gibi bir hisse kapılırız. Kafamızda
kurduğumuz bu durum yüzünden yolunda giden şeyleri bile mahvedebiliriz.
Başıma geldi biliyorum… İlerisi
hakkında fikrimiz olmayan şeyleri kurmacalarımızla mahvedebiliyoruz çoğu zaman.
İşte bu şekilde hayal gücümüzün kurbanı oluyoruz. Kendi kurmacalarımızı gerçek
sanıp hayatımıza o şekilde yön veriyoruz. Ama sonra, belki de çok sonra, birçok
şeyi mahvettikten sonra hayatı akışına bırakmanın aslında ne kadar mantıklı
olduğunu anlıyoruz(anladım).
Duygular aniden başlayan bir yağmur
gibidir. Yağmur ne kadar şiddetli yağarsa toprağı o derece şiddetli döver.
Duygular da ne derece şiddetli olursa o derece acı verir insanlara. Bunun için
kararında hissetmek en doğrusudur. Zaten duygularımız yine bizim var ettiğimiz,
kafamızda kurduğumuz birtakım asılsızlardır. Var olan tek şey aklımızdır ve
geriye kalan her şey onun bize iyi ya da kötü birer armağanıdır.
Kimi zaman kimse olmasın isteriz
etrafımızda derin ve hiç bitmeyecek bir boşluğa düşüp orada sonsuza kadar uçmak
isteriz. Kimi zaman yalnızlıktan şikâyet ederiz, o boşluğa tam düşecekken
birinin aniden gelip elimizden tutmasını isteriz. Saçlarımız rüzgârlarda
savrulsun, içimize mis gibi bir nisan havası dolsun ve o sırada yanımızda ‘o’
olsun isteriz. Birçok kişi aklında canlandırmıştır şimdi ‘o’nun kim olduğunu…
Peki ya canlandıramayanlar…
Varlık ve yokluk insan hayatının en
belirgin iki yönüdür. İnsan için bir şey vardır ya da yoktur bunun orta yolunu
bulmak imkânsızdır. Varlık değil ama çoğu zaman yokluk büyük bir sıkıntıdır.
Yokluk aslında varlığıyla insana birçok şeyi öğretir, en başta kurgulamayı…
Olmayanın boşluğunu zihninde farklı bir şekilde doldurmayı… Burada en başa
dönüyorum işte bu kurgular çoğu zaman insanı öyle kötü yollara sevk ederler ki
sonucu gerçekten felaket olur ve her şey için çok geç düşüncesi yeyip bitirir
insanı. Kimi zaman var olanı da alır elimizden, kimi zaman ise kocaman bir
boşluğa iter ensemizden…