16 Aralık 2012 Pazar

Bazen gitmemem gereken yerlere gidip tanımamam gereken insanları tanıyıp onlara kurmamam gereken bir çok cümle kuruyorum. Olmadık zamanlarda olmadık samimiyetlerim oluyor ve bazen de unutmam gereken bir çok şeyi unutamıyorum. Sonra al sana bir sürü gereksiz anı, bir sürü gereksiz düşünce...

9 Kasım 2012 Cuma

Yazmışım Yazacağımı - 8/11/2009


Bazen her şey için çok geç kalınmış gibi bir hisse kapılırız. Kafamızda kurduğumuz bu durum yüzünden yolunda giden şeyleri bile mahvedebiliriz.
  Başıma geldi biliyorum… İlerisi hakkında fikrimiz olmayan şeyleri kurmacalarımızla mahvedebiliyoruz çoğu zaman. İşte bu şekilde hayal gücümüzün kurbanı oluyoruz. Kendi kurmacalarımızı gerçek sanıp hayatımıza o şekilde yön veriyoruz. Ama sonra, belki de çok sonra, birçok şeyi mahvettikten sonra hayatı akışına bırakmanın aslında ne kadar mantıklı olduğunu anlıyoruz(anladım).
  Duygular aniden başlayan bir yağmur gibidir. Yağmur ne kadar şiddetli yağarsa toprağı o derece şiddetli döver. Duygular da ne derece şiddetli olursa o derece acı verir insanlara. Bunun için kararında hissetmek en doğrusudur. Zaten duygularımız yine bizim var ettiğimiz, kafamızda kurduğumuz birtakım asılsızlardır. Var olan tek şey aklımızdır ve geriye kalan her şey onun bize iyi ya da kötü birer armağanıdır.
  Kimi zaman kimse olmasın isteriz etrafımızda derin ve hiç bitmeyecek bir boşluğa düşüp orada sonsuza kadar uçmak isteriz. Kimi zaman yalnızlıktan şikâyet ederiz, o boşluğa tam düşecekken birinin aniden gelip elimizden tutmasını isteriz. Saçlarımız rüzgârlarda savrulsun, içimize mis gibi bir nisan havası dolsun ve o sırada yanımızda ‘o’ olsun isteriz. Birçok kişi aklında canlandırmıştır şimdi ‘o’nun kim olduğunu… Peki ya canlandıramayanlar…
  Varlık ve yokluk insan hayatının en belirgin iki yönüdür. İnsan için bir şey vardır ya da yoktur bunun orta yolunu bulmak imkânsızdır. Varlık değil ama çoğu zaman yokluk büyük bir sıkıntıdır. Yokluk aslında varlığıyla insana birçok şeyi öğretir, en başta kurgulamayı… Olmayanın boşluğunu zihninde farklı bir şekilde doldurmayı… Burada en başa dönüyorum işte bu kurgular çoğu zaman insanı öyle kötü yollara sevk ederler ki sonucu gerçekten felaket olur ve her şey için çok geç düşüncesi yeyip bitirir insanı. Kimi zaman var olanı da alır elimizden, kimi zaman ise kocaman bir boşluğa iter ensemizden…
bazen de nasıl itiraf etsem edemez hallerde olurum mesela;
tam dilimin ucuna gelip kaçan kelimelerim ve cümlelerim olur çoğu zaman.
karar verir vazgeçerim, 
günlerce kendi kendime konuşur planlar yapar yine susarım.
susmak için yapılmış planlara dönüşür çoğu zaman emeklerim.

durup dururken küserim bazen de.
tavşan dağa küsermiş ya hani
haberi olmaz kimsenin küstüğümden, ben yine barışırım.
bazen çok severim yalnız kalmayı 
sessizlik en güzel ses olur kulaklarıma.
ama yalnızken çıldıracak gibi olduğum vakitlerim de vardır mesela.
yazarım işte o an şimdi yaptığım gibi.
sanırım yine yalnızım. 

26 Mayıs 2012 Cumartesi

BAZEN...

Bazen her şey eskisin istiyorum.. 
Ben çocukken aldığım kokular gelsin yine reçellerden. 
Ya da ne bileyim beni en çok ürküten şey 
Mis kokulu yatağımda uyurken havlayan köpeklerin sesleri olsun mesela. 
Sabah horoz sesleri uyandırsın beni. 
Balkona çıktığımda kapısının önünü süpüren yaşlı komşumuzu göreyim... 
Bazen eskiyi gerçekten çok özlüyorum, 
İşte bu yüzden antikacılar en uğrak yerimdir, 
İşte bu yüzden eski bir sokaktan geçerken yavaşlatırım adımlarımı... 

15 Ocak 2012 Pazar

ben bazen de şiir yazarım.


Uzakta bir köyde bir deniz kıyısında
Bir kız varmış oturmuş yalnız başına.
Balıkları izliyormuş denizin uçsuz bucağında.
Yalan söylüyormuş mutluyum diye,
Aslında ölümün kıyısında...
Ağlarmış her gece yatağında,
Sesini duyan olmazmış karanlıklarda.
Karanlık dedim de geldi aklıma;
Korkarım ben karanlıklardan aslında.
Ağlarım bu yüzden yalnız kaldığımda.
Üzerimi örtsün isterim annem
Gece lambası ışığında.
Bir sevgilim vardı benim,
Vardı dedimse de inanmayın yalanlara.
Ağlardım ben her gece,
Var olanın yokluğuna.
Hatırlarım üzerdi beni birileri,
Bakakalırdım gözlerine,
Şaşırırdım hayata.
Ben de üzmüş müydüm acaba
Bakakalmış mıydı birileri gözlerime?
Ağlardım yine düşündükçe bunları,
Ağlardım, ıslanırdı yastığım
Gecenin karanlığında.

9 Ocak 2012 Pazartesi

Bence aşk

Dışsal bir uyaranın içselleştirilmesini takip eden duygusal yoğunluktur. Bir çok kez hiç umulmadık zamanlarda çıkar insanların karşısına. Aşk denilince yalnızca bir kişinin bir başka kişiye beslediği duygular akla gelmemelidir. Aşkın bir çok hali vardır. Biz insanlar ise son zamanlarda hep aşkın "z" halini yaşıyoruz. ( bunu neden bu şekilde tarif ettiğimi sormayın keza soru cevapsız kalacaktır; çünkü bu tanımın mantıklı bir anlamı yok. Aslında yaşamamız gereken en son hali şeklinde toparlayabilirim ama, evet bunu başardım.)  Aşk çoğu kez insanlar için özellikle hayatın ilk yıllarında - bu devrede erginlik, ergenlik ve ilk gençlik dönemlerini sıralayabiliriz- karşı cinse duyulan ve çoğunlukla yaşanılan ıstırapların temel nedeni olan bir duygudur. Bu dönemlerinde gençler özellikle hayatın kitabını "aşk acısı" başlığıyla yazabileceklerini düşünürler. Daha sonraki dönemlerde -kanın deli akmaktan yorulduğu orta yaşlarda- aşk insan hayatından olağanüstü bir hızla uzaklaşır. Bu dönemlerde aşka olan inanç önceki dönemlere göre oldukça azalmıştır. "Bizden geçti, gençler yaşasın." mantığıyla küstürülen aşk, orta yaş kategorisine giren kimselerle pek muhatap değilidir bu yüzden. Yaşlılık döneminde ise bir tüy hafifliğiyle kalplere konan kocaman aşklar çıkar ortaya. Bu dönemde akla gelebilecek bir çok şeye karşı büyük bir aşk doğar kalplere... çiçekler, böcekler, güneşli havalar, yağmurlu havalar, sahil, deniz kokusu, çok şanslı bir yaşlıysa eğer; hayatının en büyük anlamı olan eşinin kırışık elleri, bembeyaz saçları bile aşk tanımının içinde kocaman bir yer kaplar... Aşk tanımına dönecek olursak, diyebilirim ki; aşk yaşanması gerekenlerdir. Ve bence yaşamdan zevk almak asıl amaçsa hayata aşık olunmalıdır.

7 Ocak 2012 Cumartesi

KAYIP VAMPİR

Ve aslında zaman ilerlerken birçok şey geriye doğru akıyordu. Bunu anlatmak çok güç hele de “O” en yakınındayken…
 Zaman akmak bilmiyordu, gecenin bu geç saatinde yanında hareketsiz yatan kişinin aslında var olmadığını düşünmek onu çok korkutuyordu, yoksa deliriyor muydu?  Tüm bunlar aslında sadece onun hayal dünyasında var ettiği şeyler miydi? Bu düşünceler beynini kemirirken bir kıpırtı hisseti, yavaş yavaş kendine gelmeye başlayan yaşlı, gözlerini aralamış yüzünde anlamsız bir ifade ile ona bakıyordu. Birden tüylerinin diken diken olduğunu fark etti. Bundan iki saat önce ölümden kurtardığı bu adamı aslında hiç tanımıyordu. 
                                                                         **
     Sabah uyandığında güneş doğmakta ve hava geceden kalan soğukluğunu hafif titreyişlerle üzerinden atmaktaydı. Bugünün diğer günlerden farkı yoktu aslında önce hayvanlarını yemledi sonra şehir meydanına indi ve daha sonra her zaman uğradığı hana uğradı. Saatin gece yarısını vurduğunu görünce de şarabından son yudumunu alarak ayağa kalktı, etrafta kimseler yoktu şehir bugün diğer günlere göre çok sessizdi. Soğuk kaldırımlardan titreyen ve hızlı adımlarla ilerlerken yosun kokan dar sokaklardan birinden uzanan bir el, kolundan tutarak onu içeri çekti. Ne olduğunu anlamaya çalışırken onunla göz göze geldi. Nefes alamıyordu belli ki çok kokmuştu, zayıflıktan derisi kemiklerine yapışmış bu yaşlı adam ona bir şeyler anlatmaya çalışıyordu ancak ağzında bir tek diş dahi olmadığından söyledikleri anlaşılamayan yaşlıya doğru eğilip onu dinleyince anladığı tek kelime “peşimdeler” olmuştu.
                                                                       **

   Gittikçe yaklaşan sesler onu iyiden iyiye korkutmuştu, yaşlı şimdi biraz daha iyiydi saklandıkları bu kulübe aslında hiç güvenli değildi. Bir an önce buradan çıkıp onu eve götürmeliydi. Ancak ne yaşlıda yürüyecek hal vardı ne de onda yaşlıyı biraz daha taşıyacak hal kalmıştı. Çaresizce, kıpırdamadan, korku içinde ve bitkin bir şekilde olduğu yerde oturuyordu. Gittikçe gücünün tükendiğini hissederken yaşlının da şaşırtıcı bir şekilde, kurumuş bir ağacın tekrar yeşermesi gibi değişime uğraması onu tedirgin ediyordu. Kimdi bu adam?  Dakikalar geçtikçe kendini daha kötü hissediyordu. Sadece birkaç dakika içinde elleri ihtiyar bir adamın elleri gibi kırışmıştı ve vücudundaki kanın çekildiğini hissediyordu. İşte şimdi nasıl bir tuzağın içine düşmüş olduğunu anladı.

                                                                     **

     Dışarıda yağmur başlamıştı sacdan yapılmış çatının üzerine düşen her damla beyninde yankılanıyordu. Yaşlı artık tamamen ayağa kakmış ve kulübenin, üzerindeki tozların yağmur damlalarıyla çamura dönüştüğü, lekeli ve küçük penceresinden dışarıyı görmeye çalışıyordu. Ona seslenmeye çalıştı ama konuşamıyordu. Nasıl bir tuzaktı bu? Peşlerinde olanlar kimlerdi? Birden yaşlı kafasını çevirip onunla konuşmaya başladı. Yalnızca yarım saatinin olduğunu ve buradan hemen çıkmaları gerektiğini söyledi. Sesler artık kapının arkasındaydı.

                                                                  **
     Nasıl olduğunu anlayamadığı bir şekilde, bir anda kendisini daha önce hiç görmediği bir evde buldu ve sonra yaşlının elinde bir bardak su ile onun yattığı yere doğru ilerlediğini fark etti. Buraya nasıl geldiklerini soracaktı ama konuşamıyordu. Yaşlı onu doğrultarak elindeki su bardağını ona doğru yaklaştırdı. Bardağın içindeki sıvıdan tarifi imkânsız bir koku yükseliyordu adeta gömülmesi unutulan bir aylık ceset gibi… Bütün iç organlarının bir anda ağzından dışarıya çıkacağını zannetti, işte tam o an yaşlı elindeki sıvıyı onun ağzına boşaltmıştı.
     Kendine geldiğinde vücudunun hafiflediğini fark etti. Elleri düzelmişti ve artık konuşabiliyordu, her ne kadar olanlara bir anlam veremediyse de bir an her şeyi unuttu. Yaşlının gizli güçleri sayesinde ölmemek için ondan gençliğini aldığını ve asla kendisinin içemeyeceği iksir ile ondan aldığı gençliği geri verdiğini anlamıştı. Kendisine doğru yaklaşan yaşlıyı fark ettiğinde ise artık her şey için çok geçti. Yaşlı çevik bir hareketle onu boynundan yakalamış ve bu taze kurbanının bütün kanını tek ısırışla içine çekmişti. Cansız bedenin yanında huzurla oturan yaşlı neredeyse on yaş daha gençleşmişti yıllar yıllar önce öldüğü zannedilen vampir yine eski gücüne kavuşmuş ve şehirdeki insanları öldürmeye ve güçlenmeye devam etmiştir.
                                                              **
    Bir rivayete göre yaklaşık üç yüz yıl öncesine kadar yaşayan bu vampir, şehirde yalnızca bir iki tane insan bırakarak ve bunların şehrin en güçlü, en büyük insanları olmasına özen göstererek bir anda ortalıktan kaybolmuştur. Âlim kişilerce bilinen ancak bir sır gibi saklanan bu şehir ise bugün milyonlarca insan barındırmaktaymış. Ancak bazı belirtilere göre vampirin tekrar dönüşü hiç de uzak sayılmazmış. Acaba nasıl bir kılığa bürünüp gelecek diye tartışmalar bile yapılırmış. İşte bu yüzden şehrin adı sır gibi saklanırmış, yoksa şehirdeki herkes kaçar ve vampir av bulamayınca çok daha tehlikeli bir hal alırmış. Kim bilir belki de bu şehir senin şehrindir… niiihahahahahaaaaaa kötü müyüm neyim beeaa J


Ve hikâye biter…